Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Şubat, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Türkiye'nin Aptal Akademisyenleri

 Zaman zaman tartıştığımız bir konudur. Türkiyede bilim neden geri kaldı ? Esasında anlaması ve cevaplandırması oldukça basit bir sorudur bu. Bilim nerede üretilir ? Tabi ki üniversitelerde. Peki bizim üniversitelerimiz ne üretiyor ? Bizim üniversitelerimiz fabrikasyon adam üretiyor. Nasıl yani ? Bizim üniversitelerimiz sadece kemalizm-İttihat Terakki - Batıcılık- NATO'culuk gibi zehirli,çürük ideolojilerini öğrencilere aşılama amacı güdüyor. Tek yaptıkları şey Abdülhamid'i düşmanlığı ( ki Abdülhamid düşmanlığı yapan biri son derece bağnaz ve yobazdır. ), Kamalizm propagandası,  Batı karşısında eziklik, dil katliamını ( onlar harf devrimi der ) fütursuzca ve cahilce övmek ( dilbilimcisi bile savunuyor bu nasıl cehalet aq puajgsnsbsnsndn ) kısacası bilim-felsefe-akıl namına hiçbirşey yok bu aptal üniversitelerimizde. Mesela düneyin sınıftaydım. Halk edebiyatı hocamız geldi ve ders işlemedi. Uzun uzun ve boş boş konuştu. Akademideki rezilliklerden söz ediyor güya. Ulan en büyük ...

Dil- Felsefe İlişkisi Üzerine

 Dil ile düşünce arasında dolayısıyla dil ile felsefe arasında doğrudan bir ilişki mevcuttur. Prof. Dr. Teoman Duralı dil nosyonunu " aklın dışavurumudur. " diyerek tanımlar. Dil üzerine yapılmış en isabetli tanımlayı yapmıştır merhum Duralı. Nitekim zihindeki imgeler, tasavvurlar, idealar ancak ve ancak dil ile varlık kazanır, anlam kazanır. Bu hususta düşünce ve dil gelişimi arasındaki paralelliklere değinmek zorundayız. Dilin gerileyişi düşünceyi oldukça olumsuz etkilemektedir. Dilin zayıflaması düşünceyi zayıflatır, felsefeyi sekteye uğratır. " Edebileşmemiş bir dil olmaksızın felsefe yapılamaz " der Felsefe üstadı merhum Teoman Duralı. Zaten Türkiye'de bu konu üzerine ondan başka kafa yoran, fikir geliştiren başka bir münevver olmamıştır ( sanki kaç tane münevverimiz oldu ki ? ) Evet edebileşmemiş bir dil ile felsefe yapılamaz, yapılması teklif dahi edilemez. Nitekim felsefe dilini oluşturan edebiyat dilidir. Edebiyat dili felsefe diline zemin oluşturur, fe...

Namık Kemal De Mason Çıktı.

Geçtiğimiz günlerde Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası'nın internet sitesinde gezinirken ( Evet son zamanlarda şu masonluk işine yoğunlaştım. ) Türkiyedeki ünlü masonlar kısmı dikkatimi çekti. Bu masonlar içerisinde de dikkatimi çeken Namık Kemal oldu. Hani şu milli eğitimin bize aydın,vatansever,ilerici,kahraman diye pohpohladığı şair Namık Kemal. Hiçbir zaman hazzetmemiştim bu adamdan ama bu kadarını da beklememiştim. Halbuki beklemeliymişim, Namık Kemal gibi bir adamın mason olmasından, siyonistlere uşaklık etmesinden daha sıradan daha doğal ne olabilir ki? Neticede kendisi en azgın Abdülhamid düşmanlarından biriydi. Biriydi demek yanlış olur birincisiydi. Nitekim İttihat Terakki denilen terör örgütü de masonlardan ve siyonistlerden müteşekkil bir teşkilat değil miydi ? O halde şaşırmaya ne lüzum var. 2. Abdülhamid siyonistler tarafından devrilmek istenen önemli bir siyasi figürdü. Tabi bu hakikati bile tartışmaya çalışan mankafalar ile aynı havayı teneffüs ettiğimizden ...

1973 Petrol Krizine Ne Sebep Oldu ?

1967 ile 1979 yılları arasında Orta Doğu'daki sorunlardan kaynaklanan bir dizi enerji krizi yaşandı, ancak en önemlisi 1973'te Arap petrol üreticilerinin ambargo uygulamasıyla başladı. Mısır'a karşı Yom Kippur Savaşı'nda İsrail'e verilen desteğe karşılık olarak Amerika'yı boykot etme ve Batı'yı cezalandırma kararı, ham petrol fiyatlarının 1974 yılına kadar varil başına 3 dolardan 12 dolara yükselmesine yol açtı. daha yüksek ücret talebinde bulundular; bu durum madencilerle çatışmaya, üç günlük çalışma haftasının getirilmesine ve nihayetinde Şubat 1974'teki genel seçimlerde Muhafazakâr Parti'nin düşüşüne yol açtı. Harold Wilson liderliğindeki İşçi Partisi hükümeti iktidara geldi ancak şirket karlarında ve borsa değerlerinde bir çöküşle karşı karşıya kaldı. Enerji sektörünün büyük isimlerinden Burmah Oil , sorunlar yaşadıktan sonra İngiltere Merkez Bankası tarafından kurtarılmak zorunda kaldı. Ancak bu dönemde İngiltere'deki petrol endüstrisi öneml...

Bir Hitchcock Filmi : Rope ( 1948 )

Rope, Hitchcock'un en iyi filmi olmayabilir, ancak en cüretkar filmlerinden biridir. Bu filmle, gerilim ustası, nefes kesen bir sahneyi uzun metrajlı bir filme dönüştürüyor ve bize adını duyuran şiddet dolu gerilim filmlerinin çirkin yüzünü gösteriyor. Filmlerde cinayet genellikle sonuçtan çok motivasyonla ilgilidir. Kötü adamlar bunu hak eder ve katiller suçlarından pişman olmaya başlamadan önce çok daha ilgi çekicidir. Ancak Rope, gerçek hayattan, özellikle de acımasız bir cinayetten ilham alarak ve sonrasını izleyerek bu formülü reddediyor. Rope, Hitchcock'un altı yıl sonra yine James Stewart'la çektiği ve yine şık bir şehir dairesinde geçen Rear Window filminin karanlık bir gölgesidir . Sonraki filmde, bizim ve Stewart'ın röntgenciliği ahlaki olarak haklıdır: bir cinayete tanık olduğumuzdan şüpheleniriz ama emin değiliz ve gerçeği ortaya çıkarmanın tek yolu izlemeye devam etmektir. Ancak Rope'u izlediğimizde, tam olarak ne tür bir hastalığa baktığımızı biliyoruz...