Ana içeriğe atla

Teoman Duralı ve Dil Meselesi


Şüphesiz Prof. Dr. Teoman Duralı ülkemizin en önemli mütefekkirlerinden biriydi. Hatta bana kalırsa bu ülkenin gördüğü tek gerçek sosyal bilimci veya ideolog olarak nitelendirilebilir kendidi. Kendisinin en önemli düşüncelerinden bir kısmı da dil üzerinedir. Aşağıda Teoman Duralı ile yapılmış bir röportajdan alıntı yer almaktadır.






 edemiyoruz ve düşünme de dille oluyor. Çoğu kere dili kullandığımızın farkında değiliz ama bu kendiliğinden akıyor, çok uç noktalarda dilin bilincine varıyoruz. İşte meselâ İslam’da sarhoşluk yasağının asıl sebebi bu… Çünkü sarhoş olduğunuzda dili bilinçlice kullanamıyorsunuz, karar veremiyorsunuz. “Ben burada ibadet ediyorum, bu ibadetimin manası şudur” diyemiyorsunuz ama yine dili farkında olmadan kullanıyorsunuz. Zaten dili, dini farkında olmadan kullandığınızda, bilincini taşıyamadığınızda doğru düşünemiyorsunuz demektir.

Sormadınız ama buradan bağlantılı bir yere geçeceğim: Felsefileşmiş medeniyet toplumları dillerine olağanüstü derecede bakım gösterirler. Çünkü süreklice o dilin bilincini yaşamak durumundadırlar. Bu gibi dillerde dil bilgisi dediğimiz olay ortaya çıkar. Hepimiz -ana- dilimizi öğrendiğimizde dil bilgisini doğal olarak ediniyoruz, yani dil bilgisini ayrıca öğrenmeye hacet yok. Ama dilin bilincini taşımak amacıyla bize okullarda dil bilgisi öğretilir, kitaplar yazılır. Bazı büyük medeniyet dilleri özellikle dil bilgisine çok vurgu yaparlar. Arapça da böyledir, Yunanca da, Latince de, Fransızca da... Bizim en zayıf tarafımız Türkçeyi saymamamızdır. Bu da bizim düşünme kabiliyetimizin ne kadar eksik olduğunu gösteriyor. Çünkü düşüncelerin belirginliğini ortaya koymak için dile ağırlık vermeniz gerekir. Bu durumu -felsefileşmiş toplumlara ilâveten- bir de büyük dinleri taşıyan dillerde görüyoruz. Öteden beri İbranice, Arapça, Yunanca işlenmişlerdir. Yine büyük ihtimalle -yabancısı olduğum için fazla bir şey söyleyemiyorum ama-Sanskritçe, Çince de aynı şekilde… Bu diller çok işlenmişlerdir çünkü din taşıyıcısıdırlar. Dini anlamak babında o dile hâkim olmak mecburiyetindesiniz.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

They Live ( 1988 ) film incelemesi

  Ah, bu gerçekten son zamanlarda izlediğim en iyi film. Aslında uzun süredir izlemeyi düşündüğüm ama devamlı ertelediğim bur film. Sonunda izledim ve gerçek bir başyapıt. Totaliter bir rejimde hakikati keşfedip sistemi yıkan kahraman konsepti burada fazasıyla iyi işlenmis. Bu filmde ana karakter gerçeği gösteren bir gözlük buluyor ve bildiği dünyanın bildiği gibi olmadığını anlıyor. Toplumun içinde insan şeklinde görünen ve sistemin sahibi olan uzaylıları ifşa eden bir gözlüktür bu. Film açıkça kapitalizmi tasvir ediyor. Bu sistemin koruyucuları ise uzaylı-robot olarak sembolize edilmiş. Karakter gözlüğü takmaya başladıktan sonra çevredeki çoğu insanın bu uzaylı kesiminden olduğunu farkediyor.  Reklam panolarında kapitalizmin mottolarını görmeye falan başlıyor. Filmin çekildiği konjonktür de oldukça önemli. 80'lerin ikinci yarısından itibaren, Reagan-Teacher yönetimlerinin özellikle reaganeconomics modeli ( serbest piyasa sisteminin sadece zenginlere değil yoksullara da refah...

Namık Kemal De Mason Çıktı.

Geçtiğimiz günlerde Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası'nın internet sitesinde gezinirken ( Evet son zamanlarda şu masonluk işine yoğunlaştım. ) Türkiyedeki ünlü masonlar kısmı dikkatimi çekti. Bu masonlar içerisinde de dikkatimi çeken Namık Kemal oldu. Hani şu milli eğitimin bize aydın,vatansever,ilerici,kahraman diye pohpohladığı şair Namık Kemal. Hiçbir zaman hazzetmemiştim bu adamdan ama bu kadarını da beklememiştim. Halbuki beklemeliymişim, Namık Kemal gibi bir adamın mason olmasından, siyonistlere uşaklık etmesinden daha sıradan daha doğal ne olabilir ki? Neticede kendisi en azgın Abdülhamid düşmanlarından biriydi. Biriydi demek yanlış olur birincisiydi. Nitekim İttihat Terakki denilen terör örgütü de masonlardan ve siyonistlerden müteşekkil bir teşkilat değil miydi ? O halde şaşırmaya ne lüzum var. 2. Abdülhamid siyonistler tarafından devrilmek istenen önemli bir siyasi figürdü. Tabi bu hakikati bile tartışmaya çalışan mankafalar ile aynı havayı teneffüs ettiğimizden ...

Donald Trump ABD'yı yıkmakla görevli bir Rus ajanıdır.

 20 Ocak 2025 Tarihi itibarı ile başkanlık koltuğuna oturan Donald Trump yıl boyu enterasan açıklamaları ve yaptıkları ile gündemden düşmeyen bir figür olarak konumu korudu. İşin ilginç tarafı Trump'un başkanlık koltuğuna oturduğu günden itibaren devletin neredeyse tüm kurumlarıyla kavga etmesidir. Kendisi yeri geliyor FED başkanını azarlıyor yeri geliyor Pentagonun köklü geçmişi olan yetkililerini görevden alıyor. Pentagon ile Trump'un daha önce de karşı karşıya geldiği olmuştu. Donald Trump ilk başkanlığı döneminde Suriye'den asker çekeceğini açıklamış buna mukabil olarak Pentagon'dan Suriye'den çekilmiyoruz açıklaması gelmişti. Neticede Suriye'den çekilme gibi bir durum olmadı. Bir düşünün bakalım. Sizce bu durumda ABD'yi başkan yönetiyor demek ne kadar gerçekçi olur ? Kurumsal yapının dominant olduğunu görüyoruz bu hususta. Bu tek başına ABD siyasetinde Pentagonun başkanlığının bir göstergesidir. Devlet içinde de bir güç mücadelesi vardır Pentagon, CIA, ...