Tragedyanın ikinci bölümü, ilk yarıdan oldukça farklı bir anlatıma sahiptir. Bu kısımda mitolojik tanrılara pek çok kez gönderme yapılır. Homeros’un Odysseia’sı çok büyük bir önem atfeder. Truva Savaşı ile Paris ve özellikle Faust’un aşık olduğu Helena hikayede önemli yer tutarlar. Faust I’deki Gretchen ve ona duyduğu aşk, Faust II’de Helena’ya ve onun mutlak güzelliğine döner. Her iki bölümde de aşkı tadar, evlat sahibi olur ve bunları sürekli kaybeder.
Olay örgüsü ve işleyişi oldukça düzenli olan ilk yarıya göre, ikinci yarı çok daha kapsamlı ve okuması çok daha zor olan kısımdır. Faust II, birbirinden bağımsız mitolojik karakterlere, tanrılara, hayata dair farklı kavramlara ev sahipliği yapar. Çağın ve insanlığın hicvi tüm eserde görülse de bu yergiler, Faust II’nin ana temasını daha büyük bir ölçüde oluşturur. [2]
Faust ve Mefisto ikilisi ikinci bölümde, zorluk içindeki krala yardım etmeleri ile zenginliğe kavuşurlar ve dünyevi olana doyamayan Faust, hep daha fazlasını arar. Bencilliği o kadar büyür ki başkalarının olana bile göz koyar. Hep daha fazlasını isteyen “şımarık” bir çocuk gibidir adeta. Ancak ölümünde meleklerin, şeytanı oyuna getirmesiyle her şeye rağmen tanrı katında sonlanır Faust’un hikayesi. Ahlaki çöküntünün, bencilliğin ve doyumsuzluğun yanında daha iyi olanı, daha güzeli, daha çok bilgiyi aramaya çıkması ve bunun için çabalamış olması, affedilmesi adına yeterli olur. [5]
“Doyurmuyor hiçbir zevk onu, yetmiyor ona hiçbir mutluluk,
Koşup duruyor böylece peşinde değişken biçimlerin;
Şu son, kötü, boş an’ı,
Durdurmak istiyor zavallı.” Mefistofeles (Goethe)
Sonuç
Faust, gerçekte yaşamış olduğu söylenen bir simyacı, bir efsanedir. Ruhunu şeytana sattığı ve bu yüzden de öldüğü düşünülen Faust, zaman içinde pek çok sanatçının eserine konu olmuştur. [4] Faust hakkında kitaplar, tiyatro eserleri yazılmış; filmler çekilmiştir.
İnsanın; ruhunu daha iyi olabilmek, daha çok bilebilmek ve daha mutlu olabilmek için şeytana satması bizlere çok da yabancı bir durum değildir. Başka yazarlar, farklı olay örgüleri ve sonlarla işlerler bu temayı; kimi şeytanın yoluna saptırır Faust’u, kimi ise Goethe gibi ahlaki olarak çökertse de lanetleyemez onu. İnsanın en belirgin özelliği de bu değil midir zaten?: “Belirsiz oluşu…”
İnsanlık var oldu olalı işlenmiş olan konu, en somut hâliyle bu eserde buluşur. Faust, birçok noktada Mefistofeles’in tersidir ve ikisinin anlaşması: Zıtlıkların dansıdır. Bilgiye aç, heyecanlı, idealist Faust ile donuk, değişmez fikirleriyle Mefisto’nun ilişkisi düalist bir temeli oluşturur.
Faust şeytanla anlaşarak ahlaki yoldan sapsa da Goethe, yine de Tanrı’nın tarafına koyar onu.
“Karanlık arzularının içinde bunalan iyi bir insan,
Asla ayrılmaz doğru yoldan.” Tanrı ile Mefistofeles’in konuşması.(Goethe)
Faust, bilgiye olan açlığını eyleme dönüştürerek önce büyüye başvurur, sonraysa şeytanla anlaşır. Hep daha fazlasının peşindedir, daha fazla bilmenin. En büyük arzusunu gerçekleştirmek adı altında Faust’u etkisi altına alan Mefistofeles, onu oradan oraya koşturur; iyiyi, doğruyu unutturur. Faust bilimden, doğadan kopar; zevk peşinde koşmaya başlar. Okudukları, yaşadıkları yetmemiştir çünkü ona.
.jpg)
.jpg)
Yorumlar
Yorum Gönder